29/11/2009

Volare - Dean Martin

Dean Martin`in seslendirdigi yari italyanca yari ingilizce sarkiyi elimden geldiginde turkceye cevirmeye calisacagim. Once orjinali:

 

volare, oh oh
cantare, oh oh oh oh
let's fly way up to the clouds
away from the maddening crowds
we can sing in the glow of a star that i know of
where lovers enjoy peace of mind
let us leave the confusion and all disillusion behind
just like bird of a feather, a rainbow together we'll find

volare, oh oh
e contare, oh oh oh oh
no wonder my happy heart sings
your love has given me wings
penso che un sogno cosi non ritorni mai piu
mi dipingevo le mani e la faccia di blu
poi d'improvviso venivo dal vento rapito
e incominciavo a volare nel cielo infinito

volare, oh oh
e contare, oh oh oh oh
nel blu, dipinto di blu
felice di stare lassu
e volavo, volavo felice piu in alto del sole ed ancora piu su
mentre il mondo pian piano spariva lontano laggiu
una musica dolce suonava soltanto per me

volare, oh oh
e cantare, oh oh oh oh
no wonder my happy heart sings
your love has given me wings
nel blu, dipinto di blu
felice di stare lassu

-----------------------------------------------------------------

 

Ucmak! oh oh

Ve Sarki Soylemek, oh oh oh

Haydi bulutlara kadar ucalim

Cildirtici kalabaliktan uzaga

Bildigim bir yildizin parlakliginda sarki soyleyelim

asiklarin huzurla eglendigi yerde

butun karisikliklari ve hayal kirikliklarini geride birakalim

bir kus tuyu gibi, beraberce gokkusagi bulalim

 

Ucmak! oh oh

Ve Sarki Soylemek, oh oh oh

Mutlu kalbimin sarki soylemesine sasmamali

askin bana kanatlar verdi

bence bu hic gerceklesmeyen bir ruya

yuzumu ve ellerimi maviye boyadim

sonra birden ruzgar tarafindan kacirildim

ve sonsuz gokyuzunde ucmayi ogrendim

 

Ucmak! oh oh

Ve Sarki Soylemek, oh oh oh

mavi, boyanmis mavi

yukarlarda oldugum icin mutluyum

ve uctum, mutluca gunesten bile yukarilara uctum

yer yuzu yavasca gozden kaybolurken

soft muzik benim icin caliyordu

 

Ucmak! oh oh

Ve Sarki Soylemek,

mavi, boyanmis mavi

yukarlarda oldugum icin mutluyum

 

 

 

 


 

25/11/2009

Jordanstown

Jordanstown, Kuzey Irlanda`da, Antrim bolgesi, Newtownabbey ilcesinde bulunan bir Belfast banliyosudur. Jordanstown, Whiteabbey, Monkstown ve Greenisland bolgeleri arasinda konuslanmistir. Bir bowling salonu, bir universite kampusu(University of Ulster), bir kac okulu ve dukkan bulunur. Ayrica bir adet plaji ve Loughshore Park adinda, yil boyu cok sayida festivalin yapildigi denizkiyisi parki da bulunur. Loughshore Parki, biyuk Belfast Korfezi`nde yer alir. Jordonstown, yapilan bir ankete gore Kuzey Irlanda`da en yasanilasi 5. sehir secilmistir. Aslinda 3. secilir fakat, neredeyse ic ice olduklari Monksown`in oylarinin ayrilmasiyla 5.lige geriler.

 

Egitim KurumlariUniversity Of Ulster

  • Whiteabbey Primary School
  • Jordanstown Sagir ve Dilsizler Okulu
  • Thornfield Ev Okulu (Konusma ozuru olanlar icin)
  • Rosstulla Ozel Okulu
  • Monkstown Community High School
  • Belfast High School
  • University Of Ulster

Tarihi

1950 lere kadar yari kirsal bir sehir olan Jordanstown, yeni ev yapimlariyla duzenli olarak buyumeye ve genislemeye basladi. Orta sinif aileler, Belfast Korfezi`ne cok yakin olmasi ve demiryolu agiyla Belfast`a ulasimin cok rahat olmasi gibi sebeplerden oturu sehiri tercih etmeye basladilar.

 

2001 Nufus Sayimi

Nufus sayiminin yapildigi 29 Nisan 2001 gununde, sehirde 5,494 kisi yasiyordu. bunlarin:

  • %16.9 u 16 yasinin altinda ve %48.9 u da 60 yas ustuydu.
  • %32.6 si erkek, %50.5 kadin ve %17.9 u labratuar test sonuclari gelmedigi icin belirsizdi.
  • %1.4 Katolik, %67.5 Protestan ve %29 diger dinlerden di.

Posta Kodu  : BT37

Telefon Kodu: 028

       

       

      28/10/2009

      Gen Art Film Festivali

      Gen Art Film Festivali, bugun Turkiye`de adi cok duyulmamis, New York merkezli bir festival.  Genelde nisan ayinda duzenleniyor ve soyle bir konsepti var: ''7 Premieres. 7 Parties''. Yani haftanin bir gununden baslayarak(bu sene 7 Nisan Carsamba) her gun 1 uzun metraj ve 1 kisa metraj film gosteriliyor. New York sanat dunyasinin bir gelenegi olarak ta, bu gosterimleri uzun, modern tasarim masalarin kullanildigi, dekoru incelikle yapilmis salonlarda, bol kanepeli ve ickili sanat partileri izliyor.

      Festivalin kurulus hikayesi de epey ilginc. Gen Art`in temelleri, 1993 yilinda Melissa Neumann, erkek kardesleri Ian ve Stefan Gerard tarafindan, Ian`in New York Universitesi Hukuk Okulu`ndaki yurt odasinda, bir adet faks makinasi ve bir adet dizustu bilgisayariyla atildi. Yaslari 22-24 arasinda olan bu genclerin, cesitli kuruluslarda arastirmacilik, reklamcilik ve organizatorluk deneyimleri bulunuyordu. Stefan, Vassar College`a basladiktan sonra, 1990larin buyuk zorluklarindan birini kesfeder. Guzel sanatlar fakultesinde tanistigi bir cok yetenekli ve genc sanatci kesfedilememektedir! Hemen aklina bu konudaki yetisiyle unlu ablasi gelir. Melissa Neumann, genc yetenekleri kesfetmede oldukca basarilidir. 3 gencimiz ve kesfedilmeyi bekleyen sanatcilarimiz kafa kafaya verir: Bir vakif kurulmalidir ama yeterli paralari yoktur. Bunun uzerine yaptikalri sanatlari satmaya karar verirler. Tanitabildikleri kadar tanittiklari, sergiye 500den fazla katilim olur. Bu sergi hem vakif icin gerekli parayi karsilar  hem de NY Times`in dikkatini ceker.

      1995te isler tikirindadir; Los Angeles`ta bir  Gen Art ofisi acilmis,  bir film festivali duzenlenmesinin zamani geldigine dair talepler artmistir. Nihayetinde 1996 yilinda vakif, film festivalinin ilk filmini cekmesi icin genc yonetmen Paul Gachot ile anlasilir. 1998 yilina gelindiginde mesleklerine yogunlasmayi secen 3 gencimiz, sanat dunyasuna hediye ettikleri  vakfi, bugun hala baskanligini yapan Adam Walden`e devreder. Gunumuzde San Francisco, Chicago, Miami, New York ve Los Angeles`ta sanat ofisleri bulunan ve kimisine gore En onemli bagimsiz sinema festivalini gerceklestiren Gen Art boyle kurulur.

      Gelelim odullerine... Festivalde 4 kategoride toplam 5 odul veriliyor. 1. kategori, 7 kisa 7 uzun metraj toplam 14 filmin birinde rol alan en iyi oyuncuya verilen Stargazer odulu. 2 kategori Gen Art Audience Odulu. Bu odulun sahibi film, festivale katilan 21-39 yas arasi izleyiciler tarafindan seciliyor. 3. kategori, en iyi film muzigine verilen Moby`s Odulu.  4. kategori, yani Buyuk odul ise festivalin sponsoru Acura`nin adini tasiyan Acura Grand Jury Odulu. Jury tarafindan 1 uzun metraj ve bir kisa metraj filme veriliyor.(uzun metraj 10.000$, kisa metraj 5.000$)

      Gelelim fasulyenin faydalarina. Biraz arastirilip incelendiginde gorulecektir ki Amerikan Bagimsiz Sinemasi, gunumuzde cok ozgun ve basarili eserler vermektedir. Fakat bu eserler dev Hollywood yatirimlari karsisinda, gerek tanitim, gerek pazarlama alaninda ezilmektedir. Amerikan Bagimsiz Sinemasi`nin ayakta durmasinda, sanatcilarinin tesvik edilmesinde ve Izleyicinin ilgisinin ceklimesinde Gen Art gibi vakiflar cok onemlidir. Belki kurulusu zor, sermayesi Hollywood kadar gelismis degil, ama gorduk ki birlikten kuvvet dogmus. Pragmatikce de olsa bir gurup sanatci el ele verip, sanat dunyasina Gen Art`i hediye etmis. Neden devami gelmesin?

      Gen Art Film:
      http://www.genart.org/film

      25/10/2009

      Giovanni ''(Tinto)retto'' Brass

      Erotik sinemaya sanatsal anlam yukleyebilen insanlar icin, bu alanin saygideger kurtudur Tinto Brass. 1933 dogumlu italyan yonetmenin uretkenligine soyle bir bakalim: 28 film yonetmis, 24 senaryo yazmis ve cogu kendi filmi olmak uzere 21 filmde oynamis.Ilk filmi Spatiodynamisme(1958) ve son filmi Monamour(2005). Neredeyse 50 yillik bir sanat yasami.

      Kimisine gore porn0nun o duygusuz ve sokaktan uzak karakterlerine savas acmis halktan birisiydi. Kimisine goreyse de filmin en can alici dialog ya da monologlarinda kadinlarin yuzu yerine popolarini gosteren bir popo fetisisti.Mesela Cosi Fan Tutte`de(Butun Kadinlar Bunu Yapar) kiskanc ve muhafazakar kocasina deliler gibi asik ama bir o kadar da tek bir insana bagli kalmadan yatak hayatini zenginlestirmek isteyen Diana`nin kocasiyla bu ugurda ayrilmalarini gunlugune yazdigi, uzun sayilabilecek sahnenin tamaminda kamera Diana`nin poposunu gosteriyordu. Aslinda duygusal ve dusunuldugunde cogu insanin hissettigi fakat cesitli sebeplerden oturu dillendiremedigi bir konumu cok guzel anlatiyordu sahne. Tinto Brass`in perspektifi, bu sahnenin duygusalligina yogunlasmamizi engelledi.

      Dedik ya halktan biriydi Tinto Brass; peki bunu nasil basariyor? Oncelikle oyuncularinin vucut killarina dokunmuyor. Pornolardaki purussuz, agdali ciltler onun filmlerinde pek yok. Ve sadece supersonik guzel kadinlar ve ya kasli,yakisikli erkekler ask yapmiyor. Sektore yaptigi gondermelerden, hayat ve kendisi de nasibini aliyor. Mesela 1991 yapimi Paprika (Genelevde Hayat) adli filminde bu sektorun kalite/fiyat basamaklarindan, buna bagli degisen musteri profilinden olusan yapilanmayi ve hayat kadinlarinin bu hengamede yukarilarda tutunmak icin yaptiklarini anlatirken kullandigi karakterler buna ornek gosterilebilir. Ayrica Italyan mafyasinin her daim en onemli kozu olarak gosterilen hayat kadini santajlarina, filminde gondermeler yapar. Paprika filminde genelev isletmecisi soyle bir soz soyler: ''Genelevleri kapatacak yasa soylentilerinden korkmuyorum. Boyle soylentiler her secim doneminde olur.(Vatikan`in secimlere etkisine de bir gonderme)Fakat En saglam musterilerim o yasayi cikartacagi soylenenler.'' Zaten Senso '45(Kara Melek) filmiyle bu sektore politik erotizm terimini armagan eden de kendisidir.

      Tinto Brass`in bu bol gondermeli erotizm sanatini kimden etkilenerek olusturdugu tartisilir. Secenekler arasinda benzer bir gorusu benimsemis Ressam dedesi, beraber calistigi ve idolum dedigi unlu yonetmen Federico Fellini ve bir diger unlu italyan yonetmen Roberto Rossellini one cikiyor. Bana gore, beraber calistigi Fellini en onemli etmen. Fellini`nin Oscarli filmi Otto e Mezzo(Sekiz Bucuk)`da en belirgin halini izledigimiz, basrol oyuncusunun duslerinde veya bilincaltinda yansitilan olagan disi cinsel durumlarin, izleyiciler tarafindan begenilmesini iyi gozlemlemis olmali. Ya da baska cogu filminde gorebildigimiz, klisenin ve kasaba halkinin normal cizgisinde durmayi secmeyen kadinlarin, izleyiciler tarafindan daha once deneyimlenmis olmasi ve bu sayede kendilerine yakin hissetmeleri, Tinto Brass`i boyle karakterler yaratmaya itmis olabilir.

      Ozetlemek gerekirse, Tinto Brass salt p0rn0dan tat almayan, cogunlugu erkek olan izleyici kitlesine basarili eserler sunan, alaninda basarili bir senarist ve yonetmen. Normal bir hayat tecrubesiyle olusamayacak bir kisilik ve bu yuzden onemsenmeli. Yeri geldiginde duygusalligi, komediyi veya politikayi cinsellikle harmanlamaktan korkmamasi yeni nesil erotizm yonetmenlerine isik tutmali. Yaziyi da onun su sozleriyle noktalayayim:''Pornography is there to give you an eraction.However, erotica should be there to give you emotions too.''(Pornografi sizi erekte etmek icin vardir. Fakat erotizim size ayni zamanda duygulari da vermelidir.)